Daha ana rahminden çıkar çıkmaz güçlü önsezi yeteneğinizle bu dünyada karşılaşacağız zorlukları ve size bahşedilmiş özellikler sayesinde sadece kadınlara özgü bazı güzellikleri tadacağınızı hissedersiniz. Bunun ruhunuzda yarattığı kasveti ve sonsuz mutluğu aynı anda yaşarsınız. Belki de ilk ve son kez göz yaşlarımızın büyük bir kısmını kalbimize akıtmak yerine yanağımızdan süzülmesine izin verir ve onu herkesle paylaşırız. O andan sonra kimse o derece içten ağlarken göremez bizi. Yaşamımız boyunca belirli durumlarda yanağımızdan gözyaşımız damlasa bile asla gerçek duygularımızı yansıtmaz. Ağlamaya, sızlanmaya şikayet etmeye vaktimiz yoktur çünkü. Erkeğin kurduğu sistemin ön yargılarını yıkma, kendimizi anlatma ve sosyal hayattaki varlığımızı kanıtlama çabası içindeyizdir.Tek istediğimiz şey biraz anlaşılmaktır belki de..
Hiç bir zaman tam anlamıyla anlayamazlar bizi.Hoş, bizde onları anlayamayız.. Fiziksel özelliği bir yana bırakalım beyin yapılarımızın, kanımızda gezen hormonların türlerinin ve miktarlarının farklı olduğu bir canlıyı nasıl olurda tam anlamıyla anlama çabası içerisine gireriz. Toplumda her birimizin üstlenmek zorunda olduğu roller belirlenmişken.
Kadın, doğduğu günden itibaren farkına varılarak ya da varılmadan “evinin kadını, çocuklarının annesi” rolüne alıştırılarak yetiştirilir. Bu genellikle bilinçli yapılan bir şey değildir. Sadece toplumun bazı kuralları ve vucudumuzun biyolojik saati göz önüne alınarak, bu farkındalığı kazanması için kadının etrafında manyetik bir alan oluşturulur. Tüm bunlar yüzünden saklı yetenekleri ve ilgi alanları ortaya çıkamaz. Tabiki de sergilenemeyen şeylerin yok olduğu kabul edilir.
Örneğin, erkeklerin araba kullanma konusunda bazı kadınlara göre daha başarılı olduğu söylenir. Erkeğin oyuncağı bir araba iken kadınınki ise bebektir. Yılladır taşıtları yaşamını kolaylaştıran, enerji ve zaman tasarrufu sağlayan bir yapı olarak gören kadın, bu sahnede önceleri figüran rolündedir. Gün gelir devran döner sıra baş rol oynamaya gelir. Yıllardır farklı gözle baktığı taşıta şimdi çok farklı açıdan bakmak zorundadır.Bu ona zor gelir mi?, tabi ki de hayır.Sadece biraz zamana ihtiyacı vardır o kadar.Şimdiye kadar nelerin üstesinden gelmiştir, bu onların yanında devede kulak kalır.
“Mühendislik bölümlerinde neden daha fazla kadın yok!” diye isyan eder bazı erkekler. Bunun nedenini başka şeylere bağlarlar. Hem bu durumdan rahatsızlardır hem de kadınların sahadaki varlıklarını, başarılarını kabul edemezler bir türlü. Bu bir “ego” problemi olsa gerek. Hayatı boyunca bir tornavidayı alıp bir şeyleri kurcalamaya vakit bulamamış bir kadından ( toplumun yüklediği görev ve sorumluluklar,yaptırımlar, psikolojik baskılar vb.. yüzünden) nasıl olur da kabuğunu kırıp teknik bir bölümde kendini özgürce ifade etmesini beklersiniz. Kadınların eskiden teknik bölümlere çok fazla rağbet etmemelerinin temel nedeni matematiksel zekaya sahip olmamalarından değil , kendi kurduğumuz düzen içerisinde teşvik edilmemelerinden, desteklenmemelerinden kaynaklandığını düşünüyorum.
Eğer bir kadın olarak dünyaya gelmişseniz, hele ki bulunduğunuz yerin koordinatlar Türkiye’ yi gösteriyorsa kadın olmak çok daha zor ve zahmetlidir. Peki pes etmemiz için yeterli midir bunlar? Öyle bir tercih hakkımız var mı sizce? Her duruma, güçlüğe, engele rağmen her zaman bir B planımız vardır. Kadın isterse yapamayacağı şey yoktur. Bukalemun misali duruma göre ona bahşedilmiş hazineyi ortaya çıkarır. Kimi zaman fedakar bir anne, kimi zaman değerlerinden taviz vermeyen ve işini en iyi şekilde yapan bir iş kadını kimi zamanda mükemmel bir eş olur kocasına. Öyle çabuk uyum sağlar ki unvan değişikliğine, 1 saat önce soğuk bir toplantı odasında fikirlerini ateşli bir şekilde savunurken, eve geldiğinde sinirleri alınmış kendini ailesine adamış bir “Anadolu Kadını” olur aniden.
Kadın olmak zor zanaat vesselam. Bu bir emek işidir bu bir yürek işidir hepsinden de öte bu bir denge işidir.