30 Ağustos Zafer Bayramı


Seval Ünver

TOBB ETÜ - Bilgisayar Muh.
s_unver@gazeversite.com

 
Son Güncelleme: 2009-08-30

 

Yaşamaz ölümü göze almayan,
Zafer göz yummadan koşana gider.
Bayrağa kanının alı çalmayanın,
Gözyaşı boşana boşana gider.
İşte böyle başlıyor bizim zafer türkümüz… Faruk Nafiz Çamlıbel bu türküyü kim bilir nasıl bir vatan aşkıyla yazdı. Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramının 87. Yılını kutluyoruz. Bundan 87 yıl önce işte tam bugün, yani 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da, Mustafa Kemal Atatürk’ün başkumandanlığında Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferle sonuçlandı.
 
Zafer bayramı ilk defa bu zaferin hemen ertesi yıl Ankara’da, İzmir’de ve Afyonkarahisar’da kutlandı. 1935’te resmi bayram ilan edilen bu günde tüm yurtta törenlerle kutlamalar yapılır.
 
Türk tarihinde bütün zaferle biten savaşların ayrı bir övgü konusu ve kutlama törenleri vardır. Her ilin tek tek kurtuluşunun bir öyküsü ve özel bir günü vardır. Fakat bir savaşın zaferinin kutlandığı tek resmi ve milli bayram Zafer bayramıdır. Bu günün farkı “Başkomutanlık Meydan Muharebesi” gibi Türkiye tarihini derinden etkileyen önemli bir savaşın zaferi olmasıdır. O zamanın şartlarına bakarsak, bu savaşta aslında sadece Yunan ordusuna karşı değil, tüm dünyaya verilmiş bir ders vardır. Bu ders, batmış bir devletten arta kalan ve ölmek üzere olan bu fakir milletin asla vazgeçmeyeceğini ve umudunu kaybetmeyeceğini bir kez daha kanıtlamıştır.
 
Kazanmak istersen sen de zaferi,
Gürlyen sesinle doldur gökleri.
Zafer dedikleri kahraman peri,
Susandan kaçar da coşana gider.
 
Peki tarihte neler olmuştu? Bu zafer bizim için neden önemliydi? Belki daha önceden biliyorsunuz ya da yıllar boyu tarih kitaplarından okudunuz. Yalnızca şanlı tarihimizden tekrar bahsetmek ve bilmeyenler için kısaca özet geçmek istiyorum.
 
Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı devleti ile itilaf devletleri arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu. 
 
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu.
 
Böylece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.
 
Bu yolda herkes bir, ey delikanlı!
Diriler şerefli, ölüler şanlı.
Yurt için dövüşen başı dumanlı,
Her zaman bu şandan o şana gider.
 
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi.
 
İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, ordularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.
 
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesi’yle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.
 
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.
 
1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikleri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydırıldı. İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı.
 
Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutanlığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos 1922'de düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı.
 
Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık  Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
 
Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz. 
 
Günümüzde hala tarihten ders almayan bürokratlarımız ve politikacılarımız var. “Ne Atatürk’ü, aşalım bunları!” diye düşünen askeri liderlerimiz bile var! Hatta okullarından Atatürk büstünü kaldıranlara, şirketlerine ya da bürolarına bir Atatürk resmini fazla görenlere, “Atatürk’ü sevmiyorum!” diyecek kadar aşağılık olanlara, “Şeriat istiyoruz!” derken dini kendi çıkarlarına alet edenlere, “Açılım da açılım!” diye tartışma başlatıp Türkiye’yi ancak geriye götürmeye çalışan gerikafalılara, yüzyıllardır kardeşçe yaşayan bizleri birbirimize düşürmeye çalışanlara, hiç işlemediğimiz bir suçu soykırım diye önümüze atanlara ve evet işte onların hepsine de (siz kim olduklarını iyi biliyorsunuz) özel bir şiir göndermek istiyorum. Onlara verilecek en güzel dörtlüğü şair Neyzen Tevfik söylemiş…
 
İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz!

 
 
Seval Ünver- Önceki Yazıları
 

Eğitimde Skandallar
 

Hiç Olmadığı Kadar Hep
 

Doğru Ve Yanlış
 

Polonya'ya Gezi
 

Sadece İzmir Mi?
 

Erkekler İçin
 

AŞK
 

Kimi Âşık Görürsen
 

Ben Kimim?
 

Gökyüzü Neden Mavidir?
 

Nicolaus Copernicus ve Torun
 

Otobüs Çilesi
 

Dünyanın En Zengini Olmak
 

Bir Deli
       
    
 
  YORUMLAR

Yorum Yaz

 
Seval:
Bliyaal tarafından 2 sene evvel yazılmış bir 30 Ağustos Zafer bayramı yazısı: http://bliyaal.blogspot.com/2007/08/evket-sreyyanin-anlattiklari.html
 
seda:
tartışmayınız lütfen... bunu derken bile, kabalaşıp bana gerizekalı muamelesi yapmanızın lüzumu yoktu. Seval Hanım yaptığım eleştiri üzerine açıklamasını nazikçe yapmış, yanlış anlaşıldığını söylemiştir. Başından beri takıldığım cümle -“Açılım da açılım!” diye tartışma başlatıp Türkiye’yi ancak geriye götürmeye çalışan gerikafalılara- sadece buydu. Seval Hanım'ın sanırım düşüncelerini açıklamak için bir avukata ihtiyacı yoktu, ve kendi fikirlerini belirtti de. Madem siz de lüzum gördünüz, size de fikirlerinizi belirttiğiniz için teşekkür ediyorum. Bana yönelttiğiniz imalı hakaretler için de sizi kınıyorum.
 
engin:
@seda sizin gibi daha ne dediğini, dediğinin ne anlama geldiğini bilmeyen biriyle daha fazla tartışmak istemiyorum.
 

Bütün Yorumları Oku

 
  
  HAFTANIN KONUĞU
Bu haftaki konuğumuz Türk popunun sevilen ismi Yonca Evcimik.
Röportaja ulaşmak için tıklayınız.
 

Pınar Kocabay  
Sami Arpa  
Seval Ünver  
Ahmet Emin Sensoy  
Oğuz Aslan  
Yeşim Özbirinci  
Ania Korsunska  
Ümit Samimi  
İlke Sungur  
Merve Işıl Kaya  
Ayşenur Tezcan  
Gizem Akgülgil  
Furkan Devran  
Seçkin Soydan  

"Bilincin Teneffüsü"
 
© 2009 - 2010 gazeversite.com. All rights reserved.
Site içeriği izinsiz olarak kullanılamaz.

İletişim: info@gazeversite.com

Gazeversite'de yayınlanmak üzere yazılarınızı editor@gazeversite.com adresine Microsoft Word dosyası halinde gönderebilirsiniz. Gönderilen yazılar editörlerimizce uygun görüldüğü takdirde sitemizde yayınlanacaktır.
 

© 2009 - 2010 gazeversite.com