Şüphesiz ayakkabılar her kadının tutkusudur. Özellikle topuklu ayakkabılara ilgisi olmayan bir kadının çok az olduğunu düşünüyorum. Şahsen benim birçok kadın gibi ayakkabı hastalığım var. Bunu kabul ediyorum çünkü bir mağazaya girdiğimde direk gözlerim ayakkabılara kayıyor. İhtiyacım olsun olmasın, her beğendiğimi almak istiyorum. Bazen uykularım kaçıyor; keşke alsaydım rengi de çok güzeldi diye saçmalıyorum. Bunun farkında olmak da güzel birşey. Yine de çaresi var mı? Bence yok. Kaç çift ayakkabım olursa olsun daha fazlasını istiyorum. Siz de öyle misiniz? Benim gibi ayakkabıları aklınızdan çıkartamıyor musunuz? Öyleyse bu yazıyı sonuna kadar okuyun!
Bazen dolabımın karşısında ne giysem bugün diye düşünürken yaptığım kombinin altına uyan bir ayakkabı bulamam. Mesela yeşil çizgili siyah bir ayakkabıya ihtiyacım olduğu gerçeğini yüzüme vuruyor bir kombin. Aslında yeşil ayakkabım var ama siyah değil!! Ne olacak şimdi, tüm moralim bozuluyor. O kombinin altına öyle bir ayakkabı giderdi işte, giymeyeceğim böyle diyerek yeni bir kombin yaratmaya çalışıyorum. İşte burda şu hep bahsettiğimiz ‘’giyecek hiçbir şeyim yok’’ ve ‘’ne giysem’’ sorunlarını yaratıyor. Herşey ayakkabı yüzünden, en azından benim için öyle.
Geçen gün kendi kendime düşündüm; bu böyle geçmez, bir çare bulmak lazım dedim. Bir kağıt ve kalem alıp başladım bir kadının dolabında olması gereken temel ayakkabı modeli ve renklerini yazmaya. Böylelikle ayakkabı sorununu en aza indirecektim. Bir, iki, üç derken oldu mu o yirmiüç… Siyah topuklu ayakkabı mutlaka bulunmalı ama 4 farklı modeli bulunmalı. Bir tanesi bağcıklı, bir tanesi kafesli, bir tanesinin önü açık, bir tanesinin topuğu tahta derken bir siyah ayakkabı için bu kadar seçenek çıktığını farkettim. Yok yok biz kadınlar akıllanmayız… Bunun bir sonu yok, kabullenmek gerek.
Tabii sonra yırttım o kağıdı, vazgeçtim bir çare bulmaktan. Attım kendimi sokaklara, doğru ayakkabı alışverişine.